1 Ocak 2011 Cumartesi

València


2008 yazında interrail yaparken Camp Nou'da Barcelona maçı izlemek için arkadaşımla yaptığımız planı bozarak Barcelona'ya bir gün erken gitmiştim. O ise València'yı görmeyi maça tercih etti. Daha sonra bana fotoğrafları gösterdiğinde "birgün mutlaka oraya gitmem gerek" diye düşünmüştüm ve Erasmus programımın son haftasında Türkiye'ye dönmeden 5 gün önce bu düşüncemi gerçekleştirdim.

Madrid'den València'ya uçak bileti her şey dahil 5 euro olunca uçağın sabah 6.50 de olması dolayısıyla  hava alanına geceden gidip (sabahın 4'ünde toplu taşıma olmadığı için) orada sabahlamak açıkçası bize fazla zor gelmemişti. Şehir merkezine 8.30 da vardık ve hemen gece yarısı 2.00'de kalkan Barcelona otobüsüne bilet aldık. Yani tüm şehri gezmek için dolu dolu bir günümüz vardı...

Hava çok güzeldi ve biz de hemen bisiklet kiralayıp tüm gün bisikletle dolaştık. İlk dikkatimi çeken València'nın İzmir'e çok benziyor olmasıydı. Bu yüzden daha fazla birşey görmeden kanım València'ya ısındı. Ama beni kendisine esas hayran bırakan La Ciudad de las Artes y de las Ciencias de Valencia (Valencia'nın Sanat ve Bilim Şehri) farklı ve büyüleyici mimarisiyle benim ve fotoğraf makinem için cennet gibi bir yerdi.

Yukarıdaki fotoğrafta arkada bulunan bina opera evi. Öndeki yarımküre biçimindeki yapıda ise bina gibi yarımküre biçiminde olan bir beyazperdede gözlükleri takıp 3 boyutlu film izliyorsunuz (30 saattir ayakta olduğumdan filmin 10. dakikasını göremeden uyuyakalmıştım orası ayrı). Bunların dışında bu sanat ve bilim şehrinde Avrupa'nın en büyük akvaryumu ve bir de bilim müzesi var.


Bilim Müzesinin Merdivenleri




Akvaryum



Sabahın Köründe València Metrosu



Yorgunluktan ölmek üzere olan Ayşegül ve kiralık bisikletlerimiz



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Alpanography Copyright © 2010 Templatemo | Converted into Blogger Template by BloggerTheme